Y

.

29 Eylül 2015 Salı

İfade edebilsem zaten anlardın


   Dizginleri eline al diyordu ama o kadar iyi laf yapmıyordu ağzı. Çok iyi konuştuğunu sanmasından başka bir yeteneği yok gibi görünüyordu. Pek de pasaklıydı ruhen. Bazen düzgünce bir şeyler söylediğinde kendi kendine böbürleniyordu. Bunu yapmasa belki iyi biri olabilirdi. Kendinden bahsediyor ve susmuyordu, başkasından bahsediyor olmasına rağmen. Merak edilecek bir yanı yoktu, sessiz bir bilmece değildi. Rahatsız edici de değildi. Tahlil yapılmasının sebebi neydi? Basit bir insanın tahlilini yapmak ne verir bize? Ne prim yaparız bundan? Basitleştirsek mi herkesi? Sanatçıları, aşıkları, savaşçıları, çok kızgın olanları, iyi insanları. Onlardan da binlerce vardı zaten.

 
  Kinetiktir enerjinin koşanı. Potansiyelime sokayım ortaya çıkaramadığım. Kirlettiklerimden yola çıkıyorum: Kaçı haketti saflığı? Rivayete göre konuşursak iyiden iyiye çıldırırız. Kesip atmam lazım kırılganlıklarımı. Camdan yapılma değiliz ya düşüp ölmeyiz bir kurşunla. Döktür dişlerini bir başkasına, senin kendine acıman yok nasıl olsa. Pis herif! Ne cürretle seviyorsun kendini? Aşşağılık orospu çocuğu? Lanet olsun annen seviyor yine de seni. Baban da seviyor çokça. Azıcık umudun varsa unutmadığın, sev yine bir şeyi. Gerçekten iplemiyorsan da ipin ucu orada. Git as kendini o sevdiğin rüyaların birinde.


   Kanı donduruyordu sözleri. Parlaktı aslında bir nebze. İlk kez görene güzel, görmeye devam edene ilginç, tanıyana şeytanın kekelemesi: s-sss-s-s-siktir. Tik-tak sürmüyor zaman. Tüm saatleri geri alsanız yine bugün olacak bugün. Dün odalarda bir ışık huzmesi anlatacak kimilerini size, anımsatacak bazı anları da kendi kendinize "ne karı gibi düşünüyorsun" demiyeceksiniz. Usulca kaptır kendini işte. Bırak geçsin gitsin inatçı şizofrenin.

  Ne okuyorsun ulan? Ne sikime bakıyorsun ki bunlara? Benim aklımda mısın sen? Öyle ise cevap ver sorduklarıma: Ne soracağımı bilmiyorum üzgünüm. Ne bok anlıyorsun? Ne umuyorsun da gözünü sağa uzunca kaydırıp birden sol başa çekiyorsun? Neyine güveniyorsun? Ne istiyorsun benden? Ne tür bir puştsun? Ne anlıyorsun yine? BENİM HATAM HEPSİ. Ben bilsem ne söyleyeceğimi, ben anlasam kendimi sen de bilirdin beni. Ben çözsem bu cehennemi bendeki veya en basidi:

 İfade edebilsem
 zaten anlardın.
 

 




   

11 Eylül 2015 Cuma

Bütünler Aldatmacası

   Çok umursamazdım, on dakika öncesine kadar. Hayatı anlamlandırmaya çalışmanın saçma geldiği zamanlar, bunu yapmak istemediğimden umursamazdım işte. Hayatı anlamlandırmaya çalışmamızın bizi farkettirmeden yorduğunu anladığımı düşündüm bir an. Belki yorulmayı sevmediğimden, anlamlandırma çalışmanızı da sevemedim. Tercihlerimizi bile bir başkasının önümüze sunduğu bir ömürde, kendi tercihlerimizi yapıyormuşuz gibi gelmesine rağmen, yaptığımızın aslında o an önümüzde konan seçeneklerden en iyisini seçmeye çalışmak olduğunu anladım; ya evet, ya hayır. İşte bu bile istemeden yoruyordu sizi.
Bilmem, belki de yorulmaya değerdir.
   

   İnsan zihnindeki hayatının akışını belirleyen taraflar o kadar da bulanık veya verilmesi zor kararlardan oluşan bir ortam değil. İki taraf, tam olarak iki taraf vardır: Yaptıklarını ve sonuçlarını umursadığın; umursamadığın. İlk tarafta olan insanlardan biri olduğumu görüyorum. Bazı olaylara verdiğim tepkiler, olur denilene olmaz diyişim, pervasız, bazen utanmaz denebilir, hayatın fazla komplike olmadığını ve sadece yaşayıp gitmenin gerektiğini sıkça düşünen bir kafa. Bir de diğer taraftakilere bakalım. Belki bir zamanlar benim gibi düşünmüşler ve doğru olmadığına karar verip onlar da kendi hayatlarındaki anlamı aramaya, belki de bulmuş gibi yapıp kendilerini kandırmaya başlamışlardır. Her neyse, vereceğim örnekteki insanların orta yaş ve civarları olmasının nedeni, bu sorgulamayı yapan insanların benim yaşlarımda olmaları, ve bu sorgulamadan bir anda çıkıp, genç yaşta düzgün bir yoruma sahip olamayacaklarını düşünmemden ötürüdür. O insanları tasvir etmem gerekirse şöyle kabasını çıkarabilirim: İşini ve eşini çoğunlukla ortalama düzeyde seven, rutin zevkleri ve bu rütinden biraz daha üst seviyede hayalleri olan insanlar. Birinin bankada çalışan bir memur olması veya diğerinin üst düzey bir iş adamı veya baba parasıyla bir yerlere gelmiş olması önemsiz. Saydıklarımın hepsi, kendi eşiklerine göre rutin hayatlara sahipler. Tartışacağımız konu, hangi tarafın haklı olduğu.


   İlk tarafta uzun süredir bulunan biri olarak söyleyebilirim ki, ilk tarafın ve bu hayatı anlamlandırmadan yaşamaya çalışmanın sonu yükek oranla intihar veya bir şekilde kendini bu "anlam veremediği" hayattan soyutlayacak bir uygulamayla gerçekleşiyor. İroniktir, intihara ve uyuşturucuya karşıyım. Fazla detaya girmem gerekmiyorsa, savunduğum şey basitçe fizik ve felsefenin buluştuğu bir olay: Sebep sonuç. Eğer doğmam ve yaşamam gerekiyorsa, bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Buna isterseniz dini isterseniz felsefi veya fiziki, isterseniz psikolojik veya parapsikolojik, metafiziksel bir sebep diyin. Bu sebebin benim anlayabildiğim tek sonucu hayatta olmamız. Sonuç hayatta olmamız ise sebebini yaşayarak öğrenme taraftarıyım. Ondandır ki taraf seçmeyi şu günden itibaren bıraktığımı söyledim kendime. Ne birinci, ne ikinci. Ben ortalarda bi yerde de değilim, bambaşka bir yolda ilerlemeyi sürdürüyorum.

  
   İnsanların hayatlarını bir amaca dayayıp devam ettikleri ömürlerinden ne beklediklerini düşünmeleri gerekli. Hafta sonları çocuklarıyla bir şeyler yapmak veya internetten kart oyunları oynamak. Karısıyla sıkıcı sevişme saatleri geçirmek veya bir başkasıyla gizlice, biraz daha heycanlı ha? Güzel şarkılar dinlemek, gitar çalmak veya spor yapmak. Kendini bir şeye adamak isteyen için bir çok şey barındıran bir dünyada yaşıyor olmaları ise büyük şans. Evet kendinizi bir çok şeye adayıp hayatın biraz da olsa dipte kalmış anlamını görmenizi engellemeniz mümkün. Bir gün dipte sandığımız şeyin gün gibi karşımıza çıkması dileğiyle. Öğrenmek ve kendini güncellemek için yaşa. Güncellerken eskinin bir kaydını da zihninde tut ziyan olmasın. Benden fazla düşünen bir atamız herhalde yanlış söylemiyordur. Farklı yorumlasam da şuan: Geçmiş geleceğin aynasıdır! geçmiş ayna ise ben öyle aynanın amına koyayım. Bir bok ifade etmiyor geçmiş. Hayat kendi sebebini bulma koşturmasıdır, Bunu ne geçmişten ne de yaşlı kokan ağızlardan çıkan yaşlı öğütlerden keşfedersiniz. 
Koşun ve kendiniz bulun. Benden önce bulursanız bana da haber verin, koşmayı sevmiyorum.