Y

.

25 Kasım 2014 Salı

Vanilin

  Bir blogum olduğunu unuttuğumun 5. ayındayken elim biraz da istemsiz gitti blogger sayfasına. Kafamı karıştıran onca şey var ki yakınlarımın ismini bile kekeliyorum hatırlamaya çalışırken. Unutmam için çok sebep var burayı, tam olarak duygusal olmasa da iş güç diyelim. Son günlerde kendimden pek memnun değilim hem. İsim hafızam da blogumun varlığını unutmam kadar yüzeysel. Bu yüzden sorun yaşamadım ama yaşarsam pek utanç verici olmazdı.

  Rüya görmek için erken yatıp uyumaya çalıştığım zamanlar oluyor son aylarda. Neden rüya görmek isteyeyim? Eskiden çok görürdüm, yıllar geçtikçe kayda değer bir azalma oldu. Bunun nedeninin yaratıcılığın azalması veya topluma kaptırılmış ve körelmiş bir zihin gibi şeyler olduğunu düşünmüyorum. Gün içinde o kadar sıradan, can sıkıcı ve renksiz şeyle uğraşıyorum ki bundan biraz kaçıp kendimi dinlendirmek, belki de gerçekten saçma sapan şeyler hoşuma gittiğinden. Çünkü rüyalarda pek mantık aramak gerekmiyor. Bilmiyorum sizinkilerin senaryosu nasıl işliyor ama benimkilerin çoğu anlaşılması zor sanat filmleri gibi, belki de hiçbir anlamları yok yani.

  Yalan söylemeyi seveniniz var mı aranızda? Ben birkaç kez yalan söyledim ve yalan kötü bir şeydir. Olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermek veya tam tersi çok yanlış geliyor. Yalan söyledikten sonra kendini rahat hisseden var mı? diye değiştirmek istedim soruyu. Ahlaksız sayılacak şeyler yaptıktan sonra kendini rahat hisseden peki? Felsefedeki ahlak olgusunun nereden geldiği sorusunun cevabı biraz karışıyor burada olaya. Ortamda kimse yokken ve üstümüzde herhangi bir baskı olmadan yaptığımız bazı eylemlerden dolayı rahatsızlık duyuyorsak ahlakın insanın içinde ezelden beri var olan bir olgu olduğu gerçeğini kabul edebilir miyiz? Uzun cümleleri inanın severim, aynı yargıyı içeren bir kısa ve bir uzun cümleyi kıyaslarsak, uzun cümlenin daha fazla düşündürmeye sevk ettiği gerçeğini savunurum. Denemek gerekirse: Ahlak, insanın damarlarında mıdır?

   Ahlaksızlığın günümüzdeki bağlantıları en güçlü olduğu düşünülen uzuvu kadınlar. Kadınların büyütülmemesi gereken varlıklar olduğunu düşünüyorum bu günlerde. Etraflarında dönen dünya onları biraz büyülemiş gibi geliyor, en akıllılarını bile. Söylenenin aksine anlamak hiç zor değil kadınları. Hatta insanoğlunun büyüttüğü en basit problemlerden biri kadınlar. Bir kadını anlamadığını söylemek kuru edebiyattan başka bir şey değildir. Eski edebiyattır, boş edebiyattır. Kadınlar basittir. Al Pacino'nun dediği gibi "Ne yapacağını bilmiyorsan.. Sik"

  Anasını satayım vanilin nedir ya