Y

.

11 Haziran 2014 Çarşamba

Eski Manifesto

Saat sabahın 6'sı ve ben bu saate gecenin ikisi-üçü diye sayarak geldim. Takdir edersiniz ki bugün Perşembe ve yine takdir edersiniz ki yaz geldi.

İki yıl önce yine bu vakitler bu blogu açtıydım. O zamanlar benim için devrim ve yazarlık aday adaylığımın tescil kartı olan bir blogum vardı Soysuz'un Fermanı diye. Hâlâ var, duruyor. Adını Ferman olarak değiştirdim ama urlsi aynı. Neyse çok yorgunum konuyu daha fazla dağıtmayayım, o blogda yazılarım belli bir raya oturduğu için ve ben de oldum olası ahengi bozan şeylere alerjik olduğum için, daha gevşek yazılarımı yazmayı planladığım bu blogu açtım, Emre'yi de yanıma aldım. Yani en azından blogdaki ilk yazıyı okursanız yaptığım açıklama bu. Tetikleyici güç, ilk kıvılcım tam olarak "sikimle taşağımı denk tuttuğum yazılar yazayım da, hem goygoy olsun hem yazı olsun, kişisel blog seven adam da açar takılır arada, bütün okurlarımla e-arkadaşlar oluruz eheheh :)" fikri değildi. Bu fikir, blogu açarken kendi kendime söylediğim şeylerin sıralı cümleler haline getirilmesinden oluşan bir iç sesti. İlk kıvılcım isimleri 'Kuzey Ligleri' ve 'Başlık Bile Bulamıyorum Ben' olan iki blogdu. Bunlardan birisi tahmin edebileceğiniz gibi futbol; diğeri ise basketbol bloguydu. O blogların yazılarında olmayan beğendirme arzusu ve gelişigüzel ahengine rağmen kendini okutur oluşları beni çok etkilemişti; çünkü diğer blogumda yazdığım bütün yazılarda en azından bir-iki cümleyi defalarca değiştirmiş, sağını solunu kırpmış ve iyice pişirip şekilli bir kabın içinde rafa koymuş, beğeniye sunmuştum. Yazdığım yazılara devasa bir ilgi ve acil bir eleştiri beklentisindeydim, sonuçta o kadar yazıp oraya koymuştum ve okunmaya değer, hatta herkes tarafından paylaşılıp bütün insanlığa ulaştırılması gereken işler olduğunu düşünüyordum, ki bu da başlı başına yorucu bir işti.

Gram uyku uyumadığım gecenin sabahında blogdaki bütün yazılarımızı okudum ve o bütün derdi bilgilendirmek olan blog yazılarındaki içtenliği yakalamak için yazdığım ilk yazılarda yapmacık bir kibarlık ve babacanlık takındığımı fark ettim. Öyle ki, Soysuz'un Fermanı'ndan önce açtığım blogum Eleştirinin Özgeçmişi adlı blogumdaki rahatsız edici derecede yapmacık olan jargonun aynısını takınıvermişim resmen. (Eleştirinin Özgeçmişi, ailemle Uğur Mumcu Vakfı Sanat Galerisi'ni gezdikten sonra içimde yeşeren muhalif yazarın eseriydi. Şubat '11 de açmıştım blogu, Ferman'dan 4 ay öncesi, ilk işlerim. Toyluğumu siz hesap edin.)

Burada başlığı Geri Dönüş olan yazıyı okurken bir şey fark ettim, yazlıktaki boş beleş çocuklar diye bahsettiğim, uzaktan bakıp ne kadar da mal olduklarına anlam veremediğim adamlardan birine dönüşmüşüm. Deniz kenarında kart oynamak, yüksek frekansta gülüşüp enseye şaplak göte parmak arkadaşlıklar kurmalar, parmak arası terlikler ve seyrek çıkan çirkin sakallardan tutun içinde bulunduğum ve bulunmaktan zevk aldığım insanlar bir zamanlar ne kadar geri zekalı olduklarını tahmin dahi edemeyeceğimi düşündüğüm insanlardı ve ben de onların tam ortasında bir yerlerdeyim.

Aradan geçen 2 yıl çokça can sıkıntısı ve değişime gebeydi, bir sürü şey. Bitmez dediğim lisenin kıçına kadar geldim, bir senem daha kaldı ki göz kırpmamdan biraz daha uzun sürecek bir sene olacağa benziyor bu da. Yazılarımda bahsettiğim o mükemmel ilişki-kadın ve saf sevgi, sonsuz anlayış saplantılarının yerini rahatça sarabileceğim bir bel kıvrımı ve düzenli/sadık bir hatun aldı. Sağlıklı yaşam ve sürekli spor kapasitem yarısının altında, inanın götümü kaldıracak halim yok. İkinci yazımda zevk ve şevkle bahsettiğim basketbolun potasına bile dokunamaz oldum ve inanır mısınız, geçen zaman da bütün bunların sikimde olma seviyesini 10/10 dan 2/10a kadar çekti.

90 yıl aynı bedeni taşıyan kadınlara-adamlara bakın. Nasıl da büzüşmüş yarrağa döndüklerini göreceksiniz. Kolay değil çünkü 90 yıl. Bir de kendinize bakın sonra, hayatınıza giren insanlarla ilk tanıştığınız andan şimdiye neler geçmiş. Geçen yazın başında tanıştığınız insanla hâlâ konuşmuyor musunuz? Bir sene oldu aşağı yukarı. Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, bir parçası olduğunuz sürece yaşam devam ediyor; sizin için geçmiyor veya çok yavaş geçiyor olsa bile gündüz uyandığınızda bir günün daha geçtiğini görüyorsunuz. Katlanması zor şeyler değil bunlar, geçen günlerle birlikte siz de öyle ya da böyle bi şekle giriyorsunuz ve daima eklenerek ilerliyorsunuz, bundandır eski fotoğraflarınızda çok farklı duruşunuz ama aynı bakışınız.

Eşşoğlueşşek Emre'yle de konuşamıyoruz artık. Bu hafta LYS'ye girecekti en son. İşler güçler bitsin de bi yazayım taşşağını yediğimin hayvanına.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder